Batı Anadolu’nun en köklü Türk İslam eserlerinden biri olarak kabul edilen Ahmet Gazi Camii, 718 yıllık geçmişiyle zamana meydan okuyor. Menteşoğlu Beyliği döneminde inşa edilen ve halk arasında Ulu Camii olarak da bilinen bu tarihi yapı, günümüzde hala ilk günkü heybetini korumayı başarıyor.

Tarihi kayıtlara göre 14. yüzyılın başlarında Menteşoğlu Orhan Bey’in oğlu Hızır Bey tarafından temelleri atılan cami, daha sonra Ahmet Gazi Bey’in gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarıyla bugünkü kimliğine kavuştu. Bölgedeki en geniş kubbeli yapı olma özelliğini taşıyan cami, 400 metrekarelik kare planlı alanı ve 1,70 metreye ulaşan duvar kalınlığıyla dikkat çekiyor.

Mimari zarafet ve manevi miras
Yapının dış cephesinde kesme taş ve moloz taşların uyumlu kullanımı göze çarparken, 17 metre çapındaki tuğla kubbesi dönemin mühendislik becerisini gözler önüne seriyor. Ancak caminin en dikkat çeken unsurlarından biri, 718 yıldır varlığını koruyan ahşap oyma sanatının zirvesi olan minberidir.
Bu eşsiz minber, sadece bir sanat eseri değil, aynı zamanda bölgenin manevi tarihinin de sessiz tanığı konumunda. Kayıtlara göre minber, bugüne dek 1578’i bayram namazı, 37 bin 336’sı ise cuma namazı olmak üzere toplamda 38 bin 914 hutbeye ev sahipliği yaptı.
Dünya genelinde pek çok akademik araştırmaya ve yayına konu olan bu nadide eser, sadece bölge halkı için değil, Türk mimari tarihi meraklıları için de vazgeçilmez bir durak olmaya devam ediyor. Aydın’ın kültürel mirasını temsil eden Ahmet Gazi Camii, geçmişle gelecek arasında kurduğu köprüyle varlığını sürdürüyor.