İzmir, tarihsel süreçte deri işleme ve saraciye sanatının en önemli merkezlerinden biri olarak anılsa da, günümüzde bu kadim zanaat endüstriyel üretimin gölgesinde kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Çocukluk yıllarında Bodrum sandaleti üreten bir yakınının yanında mesleğe adım atan deri ustası Mehdi Vudine, üniversite yıllarında dahi kopamadığı bu tutkuyu, kendi atölyesini kurarak profesyonel bir yaşam biçimine dönüştürdü. Vudine, bugün seri üretimin getirdiği fiyat rekabeti ve değişen tüketim alışkanlıkları karşısında, el emeğinin kıymetini anlatmak için büyük bir özveriyle çalışıyor.

Sentetik ürünlere karşı doğal savunma
Piyasayı saran plastik ve petrol türevi suni deri ürünlerine karşı tüketicileri uyaran Vudine, hakiki derinin yaşayan bir organizma olduğunu vurguluyor. Doğal yapısı sayesinde nefes alabilen ve insan sağlığıyla uyumlu olan gerçek derinin, doğru bakımla onlarca yıl formunu koruyabildiğini belirten usta, bu ürünlerin doğaya karıştığında gübreleşerek yok olduğunu, sentetiklerin ise çevreye kalıcı zarar verdiğini hatırlatıyor.

Usta-çırak geleneği aile mirasına dönüştü
Zanaatkarlığın en büyük sorunu olan çırak bulma güçlüğüne de değinen Mehdi Vudine, genç neslin sabır gerektiren bu tür meslekler yerine daha kısa yoldan kazanç sağlayan alanlara yöneldiğini ifade ediyor. Bu kadim kültürü kendi ailesinde yaşatmayı tercih eden Vudine, çocuklarını da bu zanaatla yetiştiriyor. Büyük oğlunun kalfalık seviyesine ulaştığını, küçük oğlunun ise bir yıldır çıraklık yaptığını belirten Vudine, mesleğin geleceğe aktarılması konusunda umutlu olduğunu dile getiriyor.
Devletten maddi beklentisi olmadığını vurgulayan Vudine, zanaatkarların sesini duyurabilmesi için el sanatları buluşmalarının artırılmasını ve uluslararası fuarlarda daha fazla yer almayı hedefliyor. Tüketicilerin ise fabrikasyon üretim yerine, bir ustanın elinden çıkan ve ruhu olan ürünleri tercih etmesi, bu zanaatın ayakta kalması için hayati önem taşıyor.