Küresel Ticarette Yeni Kuralları "Nasıl Ürettiğiniz" Belirliyor
ESİAD’ın yaklaşık 20 milyar dolarlık iş hacmini temsil eden ve 200 binden fazla kişiye istihdam sağlayan güçlü bir üye yapısına sahip olduğunu hatırlatan Sibel Zorlu, küresel gelişmeleri yakından izleyerek politika önerileri geliştiren bir düşüncü platformu şeklinde çalıştıklarını vurguladı. Klasik anlamda sanayi çağının artık kapandığına dikkat çeken Zorlu, küresel rekabetin yeni kurallarını şu sözlerle özetledi:
"Bugün artık yeşil dönüşümün, dijitalleşmenin, yapay zekanın ve sürdürülebilir kalkınmanın şekillendirdiği yeni bir ekonomik düzene geçiyoruz. Bu yeni dönemde rekabet gücü yalnızca ne kadar ürettiğinizle değil, nasıl ürettiğinizle belirleniyor. Karbon yönetiminden dijital altyapıya, enerji verimliliğinden nitelikli insan kaynağına kadar pek çok unsur şirketlerin rekabet kapasitesini doğrudan etkiliyor. Geleceğin ekonomisinde fark yaratacak olanlar, değişimi erken okuyan ve dönüşümü zamanında yönetenler olacak."
Üçüz Dönüşüm Türkiye İçin Yük Değil, Kaldıraç
İş dünyasının önündeki en önemli gündemin yeşil, dijital ve toplumsal dönüşümü kapsayan "Üçüz Dönüşüm" olduğunu ifade eden Zorlu, bu üç alanın aralarındaki güçlü bağı ve sunduğu fırsatları şöyle açıkladı:
"Bir fabrikanın enerji verimli olması için teknoloji yatırımı gerekiyor. Dijitalleşmeyi yönetebilmek için nitelikli insan kaynağı gerekiyor. Dolayısıyla yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve toplumsal dönüşüm birbirini besleyen üç temel unsur. Eskiden rekabet daha çok maliyet ve üretim kapasitesi üzerinden şekilleniyordu. Bugün ise sürdürülebilirlik, teknoloji kullanımı ve dayanıklılık en az bunlar kadar belirleyici hale geldi. Bu süreci bir yük olarak değil, doğru yönetildiğinde Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak önemli bir fırsat olarak görüyoruz."
Avrupa ile entegrasyon stratejik önem taşıyor
Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikalarının Türk sanayisini doğrudan etkileyeceğini belirten Zorlu, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Sanayi Hızlandırma Yasası'na ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Avrupa Birliği satın aldığı ürünün hangi enerjiyle üretildiğine, karbon salımına ve sürdürülebilirliğine de bakıyor. Dolayısıyla yeşil dönüşüm; ihracatın, finansmana erişimin ve küresel rekabetin temel koşulu haline geldi. Bu kapsamda, Türk menşeli bileşenlerin Gümrük Birliği çerçevesinde 'Made in EU' kapsamına dahil edilmesini çok önemsiyoruz. Özellikle elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, çelik ve temiz üretim gibi alanlardaki yeni kurallar sanayimizi doğrudan etkileyecek. Nitekim TİM verilerine göre, ihracatçılarımızın 5’te birinden fazlası SKDM'den doğrudan etkilenecek. Bugün SKDM kapsamındaki beş ana sektörde AB’ye yıllık yaklaşık 10 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyoruz. Bu nedenle teknik düzenlemelerde karşılıklı tanıma mekanizmalarının geliştirilmesi ve akredite sistemlerimizin AB tarafından eşdeğer kabul edilmesi büyük önem taşıyor. Mali boyuta bakacak olursak; karbon ton fiyatının 75 euro olduğu senaryoda, Türk sanayisinin karşılaşacağı yıllık karbon vergisi yükü 138 milyon euro seviyesinde. Gelecek projeksiyonlarında bu fiyatın 150 euroya çıkması durumunda ise bu yük, sanayimize yıllık 2,5 milyar euro gibi devasa bir ceza maliyeti olarak dönecektir. Asıl mesele Avrupa'nın koyduğu kurallara sonradan uyum sağlamak değil; o kurallar şekillenirken sürecin içinde yer alabilmektir."
Yapay Zekayı Geliştiren Tarafta Olmalıyız
Yapay zekanın üretimden hizmet sektörüne kadar tüm iş yapış biçimlerini değiştirdiğini belirten Zorlu, dijital dönüşümün teknoloji yatırımıyla sınırlı olmadığını ifade etti. Zorlu, "Yapay zeka geleceğin değil, bugünün üretim ve verimlilik meselesi. Ancak dijital dönüşüm sadece yeni bir yazılım satın almak anlamına gelmiyor. Veriyi doğru yönetmek, süreçleri yeniden tasarlamak ve insan kaynağını bu dönüşüme hazırlamak gerekiyor. Yapay zekayı sadece kullanan değil; geliştiren, yön veren ve kendi sektörlerine uyarlayan bir anlayışı benimsememiz gerekiyor."
Su Yönetimi Rekabetin de Konusu
İklim krizi ve su yönetiminin, ekonomik rekabet gücünün yanı sıra tarımı ve sanayiyi doğrudan etkileyen stratejik bir konu haline geldiğini vurgulayan Zorlu, "Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil. DSİ verilerine göre Türkiye’nin toplam kullanılabilir su potansiyeli 112 milyar metreküp. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı ise 2000 yılında 1.652 metreküpken, 2020’de 1.346 metreküpe geriledi. Uluslararası ölçütlere göre Türkiye artık su stresi yaşayan ülkeler arasında. Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün projeksiyonlarına göre Türkiye, 2040 yılında yüksek su stresi yaşayacak ülkeler arasında gösteriliyor. Bu tablo bize su yönetiminin artık uzun vadeli bir kalkınma ve güvenlik meselesi olduğunu söylüyor” ifadelerini kullandı.
Yeni Dönemin Anahtar Kavramı: Dayanıklılık
Çok kutuplu ve belirsizliklerle dolu küresel düzende artık sadece verimli olmanın yetmediğini, "dayanıklılığın" da birincil hedef haline geldiğini belirten Sibel Zorlu, konuşmasını iş dünyasına ve gençlere seslenerek tamamladı:
"Pandemi, savaşlar, enerji krizleri ve jeopolitik gelişmeler bize gösterdi ki artık sadece verimli olmak yetmiyor; dayanıklı olmak da gerekiyor. Önümüzdeki dönemde ülkelerin ve şirketlerin başarısını değişime ne kadar hızlı uyum sağlayabildikleri belirleyecek. Türkiye güçlü üretim kültürü, girişimcilik kapasitesi ve Avrupa'ya yakınlığı sayesinde önemli avantajlara sahip. Makroekonomik istikrarı, nitelikli insan kaynağı, yeşil ve dijital dönüşümü birlikte yönetebilirsek, yeni dönemin güvenilir üretim merkezlerinden biri olabiliriz. İş dünyasına mesajım; değişimin hızından korkmadan, dayanıklılığı ve dönüşümü birlikte yönetmeleri olur. Gençlere ise şunu söylemek isterim: Dünyayı takip edin, merakınızı kaybetmeyin ve kendinizi sürekli geliştirin. Bugün Türkiye’nin en büyük gücü genç insan kaynağı. Sizler sadece teknolojiyi kullanan değil, onu geliştiren kuşak olabilirsiniz."