Stratejik Bölge : İdlib
Yaşar Sert

Yaşar Sert

Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Uzmanı

Stratejik Bölge : İdlib

Haritaya baktığımızda İdlib Bölgesi’nin bizim açımızdan başka bir stratejik önemi olduğu aşikardır. Ama öncelikle yazımın başında önemli bir detaya yer vermek istiyotum. Her zaman yolundan yürümekten gocunmadığım ve herzaman söylediğim gibi yüzyılın lideri ATATÜRK'ün yıllar önce stratejik açıdan önem taşıyan Hatay'ı neden ısrarla almak istediğini şimdi çok daha iyi anlıyorum.Bugünün liderleriyle onu kıyaslama yapan dalkavuklar önce hazır İdlib konusuda varken Hatay'ın bizim ülkemiz açısından ne kadar önemli olduğuna dikkat etsinler.

Herkes bugünlerde Türkiye'nin İdlib'e gireceğini yada girmeyeceğini konuşuyor. Ama girerse ne olur ya da girer mi? Bu konuyu şimdi buradan yorumlamak istiyorum.

İdlib'te yaklaşık 3,5milyon kişinin yaşadığı söylenmektedir. Bu sayının da en az 1,5 milyonu daha önce bir defa yerlerinden edilerek insani yardım desteğiyle yaşamaktadır. Neredeyse üç milyona yakını kadın ve çocuk olmakla beraber sivil halktan oluşmaktadır. Geri kalanlara ise önceki İşid'in devamı olan  El Nusra ve uzantısı terör örgütleri de dahildir. Yani teröristlerle savaşmayı bahane ederek bu kadar halkı ateş ve kimyasal silah saldırısına maruz bırakmak bir savaş suçundan başka birşey değilidir.

Burada ayrıca sadece Suriye'nin kimyasal silah kullanacağı endişesi olsa da kısa süre önce medyada ABD ve İngiltere tarafından İdlib Cisr El Şuğur bölgesine kimyasal silah taşındığı söylenmişti. Burada PYD yada başka bir terör grubu fazla bulunmamaktadır. Yani Türkiye'nin buraya girmesi için çok gerekli bir sebep  olmamakla beraber girerse de uluslararsası alanda işgalci durumuna düşeceğini ortadadır.

Zaten yapılan açıklamalara bakıldığında Türkiye'nin de buraya girmek gibi bir düşüncesinin olmadığı görülmektedir. Tek derdi o bölgede bulunan ÖSO grubunu ve bölgedeki sivil halk ile kendisine ait yaklaşık oniki adet gözetleme kulesini korumaktır. Türkiye'nin asıl endişesi İran ve Rusya'nın buraya saldırması ve özelliklede kimyasal silah kullanılması durumunda, hem buradaki sivillerin hayatlarını kaybedecekleri hem de  buradan kaçan grupların bizim ülkemize girmesi ve yeni bir göç olayının başlaması korkusudur. Türkiye bu gün oraya asker yığınağı yapıyorsa bunun asıl nedeni de oradaki geçiş koridorunu çok iyi tutmaktır. Daha önceki kabul edilen göçlerden dolayı Türkiye’nin çektiği sıkıntılar hükümetimiz tarafından görülmektedir.

Diğer yandan ise kısa süre önce yapılan açıklamada İran ve Rusya, Tahran'daki anlaşma çerçevesinde İdlib'e girme konusunda kararlı olduklarını dile getirmişlerdir. Çünkü her iki ülke de bu bölgeye hem ekonomik hem de askeri yatırımlar yapmışlardır. Ayrıca Rus hükümeti Suriye ile ilgili tüm kararları bloke ederek tüm dünyaya Suriye'nin arkasında olduğunu ve Rusya'nın savaşa girmesi pahasına bile olsa sonuna kadar Suriye'yi koruyacağını göstermiştir. Bugün ABD'nin İsrail'e olan tutumu ile Rusya'nın Suriye'ye olan tutumu tamamen aynıdır. Bunu hem Türkiye hem de ABD net bir şekilde görmektedir.

Türkiye açısından baktığımızda Rusya, İran ve Türkiye üçlüsünün yaptığı son anlaşmaya sadık kalması, gelecek açısından ve gelişen dengeler açısından son derece önem taşımaktadır. Çünkü Türkiye'nin bu noktada tekrar ABD ile flört etmesi pek sağlıklı görülmemektedir. Bu daha önce denemiş ve sonuçta ülkemiz çıkarları doğrultusunda hiç bir sonuç alınmamış, aksine bununla beraber uluslar arası alanda hem prestij kaybına hemde mal ve can kaybına neden olmuştur.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi ABD'nin Türkiye ile ilişkilerinden çok bölgedeki YPG'nin varlığına önem vermektedir. Bunun en açık örneği ise ABD Türkiye'nin düşmanı olan YPG güçlerine en son Eylül ayında tırlar dolusu silah yardımı yapmaya devam ettiğinin dile getirilmesiydi.

ABD'nin Türkiye'yi her fırsatta aleni olarak tehdit ettiği de cabası. Bugün Türkiye'nin yapması gereken, son resme bakıldığında bölgede bir Rusya, İran müttefikliğini daha etkin ve güçlü hale getirmek, ayrıca buradaki kilit rolünü kullanarak bu ülkelerle bir şekilde can kaybı olmadan barışı kordine etmek olacaktır. Ayrıca Suriye hükümetinin  bu savaşı Rusya'nın desteği ile kazandığını net bir şekilde kabul edecek ve Suriye ile yaşananları şahsileştirmeden yeniden komşuluk ilişkilerini sağlamak olacaktır.

Yani  Türkiye arap baharı döneminde yedi yıl önceki uyguladığı politikasından vazgeçmelidir. Çünkü Türkiye yeniden böyle bir macerayı hem ekonomik hemde psikolojik olarak kaldıracak durumda değildir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar