Aydın’ın Söke ilçesi Sarıkemer mevkiinde bulunan ve Yeşilçam’ın unutulmaz yapımlarından İnatçı filmine ev sahipliği yapan tarihi taş köprü, bugünlerde çevresel bir krizle gündemde. Büyük Menderes Nehri’nin taşıdığı ağaç kütükleri, kamışlar ve insan kaynaklı atıklar, köprünün menfezlerini tamamen kapatarak yapının statik dengesini bozuyor.
Yetkililerden beklenen müdahale gelmeyince, köprüyü kullanmakta zorlanan mahalle sakinleri kendi başlarının çaresine bakmaya karar verdi. Vatandaşlar, köprünün geçişini engelleyen ve birikerek yığın haline gelen atıkları ateşe vererek temizlemeye çalıştı.

Tarihi yapı ve ekosistem tehdit altında
Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, vatandaşların iyi niyetle yaptığı bu müdahalenin aslında geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini belirtti. Sürücü, köprü üzerinde yakılan ateşin tescilli taşlarda is tabakası oluşturduğunu ve tarihi dokuyu tahrip ettiğini vurguladı.
Sadece tarihi eser değil, bölgedeki canlı yaşamı da bu durumdan olumsuz etkileniyor. Sürücü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Ateş yakıldığında sadece köprü değil; kargı kamışları arasında yuvalanan su kaplumbağaları, yılanlar ve birçok kuş türü de yanarak can veriyor. Ayrıca köprü kemerlerinin tıkanması su sirkülasyonunu durduruyor; bu da oksijensiz kalan suda balık ölümlerine yol açıyor" ifadelerini kullandı.

Kalıcı çözüm için bariyer sistemi şart
Yıllardır süregelen bu sorunun çözümü için Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından projelendirilen yüzer bariyer sistemlerinin üç yıldır atıl durumda beklediğini hatırlatan Sürücü, yetkililere acil çağrıda bulundu. Atıkların köprüye ulaşmadan toplanması gerektiğini belirten Sürücü, "Vatandaşları bu radikal yöntemlere iten şey, kurumların hareketsizliğidir. Ancak çözüm ateş yakmak değil, katı atıkların kontrollü bir şekilde bertaraf edilmesini sağlayacak sistemlerin ivedilikle hayata geçirilmesidir" dedi.
Tarihi mirasın korunması ve Büyük Menderes Nehri’ndeki hassas dengenin bozulmaması için ilgili kurumların bir an önce kalıcı önlemler alması bekleniyor. Aksi takdirde, hem kültürel bir değerin hem de bölgedeki doğal yaşamın geri dönülemez şekilde zarar görmesi kaçınılmaz görünüyor.