Amerika' ya Zarrab; Türkiye' ye Izdırap
Yaşar Sert

Yaşar Sert

Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Uzmanı

Amerika' ya Zarrab; Türkiye' ye Izdırap

07 Aralık 2017 - 13:00

Gündemdeki son olaylar hızlı bir şekilde gelişmemiş olsaydı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ ın aktif bir şekilde sahaya inmesini ve her fırsatta gerek muhalefete gerekse dış siyasi aktörlere meydan okumasını bir erken seçim çalışması olarak algılayabilirdik. Ama durumun hiç de öyle değil. Artık her fırsatta hükümetin özellikle dış politikada başının ağrıyacağı ortada.

Sırasıyla ele alırsak ilki Sarraf’ ın tanık olduğu dava, ikinci olarak Man Adası belgeleri, üçüncü olarak sürekli büyüyen ekonomik açık ve belirginleşen kriz, dördüncüsü net bir şekilde kaybedilen seçmen sayısı, beşincisi ise AB, ABD ve NATO ile olan ilişkilerin seyri.

Öncelikle Sarraf ve Man Adası ile ilgili gelişmeler bugün hükümeti çıkmaza doğru sürükleyen iki ana etmen. Bunların altından nasıl kalkılacağı belli değilken diğer maddelere bakmaya zaman bile kalmayacağı hükümetin telaş ve panik hallerinden belli oluyor. Çünkü başımızdaki bu iki sorun artık “bizi kıskanıyorlar” ya da “dış güçlerin oyunu” diyerek geçiştirilecek düzeyi çoktan aşmıştır. Bunlarla ilgili gerçek hamlelerin yapılmasının zamanının geldiği çok açık bir şekilde ortadadır.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bugüne kadar zaman zaman emperyalist güçlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Ama hiç bugünkü kadar baskıya boyun eğmemiştir. Mutlaka Batı'ya karşı diklendiği de olmuştur. Bunun en önemli örnekleri Kıbrıs Barış Harekatı sürecindeki sert tavrimiz ve Körfez Savaşı’ ndaki TBMM’ nin tutumudur. O gün de Batı ve ABD bizim müttefikimizdi. Ama bu kadar bizi köşeye sıkıştırmaya çalışmamışlardı.

Şimdi Sarraf davasına bakarsak öncelikle şu soruları sormak gerekir: Bir, bu kadar açıkça suç işleyen adam neden yakalanacağını bile bile ABD'ye gitti? İkincisi ise 17/25 Aralıkta bu Fetöcüler, yandaş medyanın dediğine göre ise MOSAD, CIA ve Alman ajanlarının bu ülkenin her tarafını hatta devletin en tepesindeki kişinin yatak odasına kadar dinlediyse bu devletin iç güvenliği kimden sorulacak? Ayrıca en kritik olanı ise 2005'ten beri bu faaliyetlerini yürüten ve hükümet yetkilileri tarafından ajan olarak ilan edilen bu kişinin hükümetin en önemli bakanlarının evine girip çıktı ve onlardan ciddi bilgi edindiği yüksek sesle dillendirilmektedir. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki bu dava sadece bir rüşvet davasından çıkarak ülkemizin başını büyük belalar açacak bir dava olma yolunda hızla ilerlemektedir.

Para transferleri yapılırken paranın nerelere girip çıktığı çok ciddi bir şekilde dikkate alınırsa dava sürecinin Orta Doğu’daki siyasi olaylarla bağlantılı hale geleceği açıkça ortadır.

Aynı olaylarla bağlantılı olan İran Sarraf'ın büyük patronu Zancani’yi bu olaylar patlak verdiği anda tutuklayarak idama mahkum etti. Bu da yetmedi Ahmedinejad’ı bile yargılama sahasına çekti. ABD'ye kendisini suçlamasına hiç müsaade etmeden olayın içinden çıkmayı başardı. İran'ın bu tavrı ABD'den korktuğu için değil dış politikada böyle bir hamle yaparak ülkesine yapılacak uluslararası suçlamaları engellemeye yönelikti.

Türkiye ise bu olaylar karşısında yine kahramanlık yapmayı tercih ederek hem Sarraf’ı hem de dört bakanı yargılamak yerine bir kez daha kahraman ilan ederek yanlış tutumunu sürdürdü. ABD 'ye gereksiz meydan okuyarak suç ortağı haline gelmeyi umursamadı.

Hükümet yetkilileri bu olayı siyasi olarak değerlendirmektedir. Ama davanın savcısı ısrarla tek bir dilden bahsetmektedir. Ayrıca davanın gerçek konusunun ‘ekonomik cihad’ olduğunu bu paraların bir kısmının cihad olaylarında kullanıldığını ima etti. Eğer gerçek olarak bu davanın boyutu iddia edildiği boyuta doğru ilerlerse ülkemiz içinden çıkılmaz bir sürece girerek uluslararası suç ülkesi haline gelecektir. Çünkü bu paranın bizim ülkemizden hangi ülkelere girip çıktığı ve hangi hesaplara girdiği görülmektedir. Uluslararası alanda bir doların bile banka üzerinden başka bir hesaba geçtiği her saniye ABD tarafından izlenmektedir.

Bu davada en önemli ayrıntılardan bir tanesi ise 17/25 Aralık davasını da kapsayan delillerdir. Çünkü 17/25 Aralık'ta sahte olarak adlandırılan ses kayıtları bugün bu davada hem savunmanın hem de iddia makamının bunları delil olarak kullanmaktadır. Yani hükümetin o gün bunların sahte olduğunu savunma tezi böylelikle çürümüş olmaktadır.

Hükümetin zaman kaybetmeden bu davanın daha fazla üzerimize gelmesini engelleyecek adımları atması gerekmektedir. Dünyanın gözünde sanık sandalyesinde olmamızın önüne geçmekten başka şansımız yok.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar